30 Kasım 2009 Pazartesi

Pes Doğrusu




Medyada böyle dile getirilmişti fenerin 8 maçta 8 galibiyet alması.. "Rekor"bahçe demişlerdi. Evet rekordu , başarıydı ve medya mensupları gayet çoşkulu bir biçimde yazıp çizmişlerdi bunu.
Bakalım "rekor"bahçe 8 maçında kimleri yenmiş...



Denizli :0 - fener:2
fener:3 - sivas:0
diyarbakır:1 - fener:3
fener:2 - manisa:1
bursa:0 - fener:1
fener:1 - i.b.b:0
antalya:1 - fener:2
fener:3 - g.birliği:0


güzel maçlar güzel skorlar medyada güzel başlıklar...


Gelelim günümüze..


Beşiktaş 8 maçta 24 puan aldı, aynı "müthiş bir başlangıç yapan rekorbahçe" gibi.. Ve liderle olan puan farkı sadece 1.


Beşiktaş bu 8 maçta kimleri yenmiş bakalım.


ankaraspor:0 - Beşiktaş:3 (hükmen)
Beşiktaş:1 - denizli:0
Beşiktaş:2 - kasımpaşa:1
eskişehirspor:0 - Beşiktaş:1
Beşiktaş:1 - a.gücü:0
trabzon:0 - Beşiktaş:2
Beşiktaş:3 -"rekor"bahçe:0
sivas:0 - Beşiktaş:1

Dikkat edin.. bu 8 maçın içinde o "muhteşem rekorbahçe" de var. Trabzon deplasmanı var , eskişehirspor deplasmanı var. Hangi fikstürün daha zor olduğuna siz karar verin.

fener 8 maçını kazanıp müthiş bir başlangıç yaparken "rekor"bahçe olmuştu. Ama gelin görün ki
Beşiktaş 8 maçını kazanıp müthiş bir seri yakaladığında atılan başlık çok enteresan. "MUCİZE"




Bak sen.. Ne mucizesi ? Neyin mucizesi? Şunu da belirteyim Beşiktaş 8 maçlık zaman zarfında birbirinden zor Şampiyonlar Ligi mücadelesi de etti. Gidip Manchester United'ı deplasmanda yenip gelmesini bildi.

Şimdi tekrar soruyorum. Neyin mucizesi bu? "MUCİZE" denilen şey Beşiktaş'ın 8 maç üst üste kazanması değil , Ligin en az gol yiyen takımı olması değil , "rengarenk" yazılarınıza rağmen hala bu gazeteyi satabiliyor , okutabiliyor olmanızdır.

26 Kasım 2009 Perşembe

Açtık Kanatlarımızı Göklere

Kelimelerle anlatmak zor gerçekten. Umuda açmıştık kanatlarımızı ve şimdi de o umutlarımıza biraz daha yaklaşmış olarak geri dönüyoruz. Gerçi hala ipler elimizde değil ama Beşiktaş şimdiye kadar olduğu gibi son maçta da pes etmeyecektir buna eminim..

22 Kasım 2009 Pazar

Mutlu Bir Derbi

Mükemmel bir geceyi geride bıraktık. Oysa ki herşey karmakarışıktı. Tribünden 36 kişi ceza almıştı. Herşey muamma idi. Herkesin kafasında soru işaretleri vardı maç saati yaklaşırken. Medyanın mutlak favorisi fener , her daim kötülenen Beşiktaş ile oynayacaktı. Hemen hemen herkes fenerbahçenin galibiyetine kesin gözüyle bakıyordu. Beşiktaş son 6 maçını kazanmış ne farkederdi ki. ne de olsa fener ilk 8 maçını kazanmıştı. Onun gazı hala devam ediyordu. Beşiktaşın fenere göre defans ofans dengesi üstünlüğü önemli değildi. Aslında beşiktaş taraftarı umutluydu ama korku da vardı içimizde. ya olmazsa. ya yine gol atamazsak..
Maç başladı 8.dakika da serdar özkan yakaladığı pozisyonu değerlendiremedi. Ama umut verici başlamıştı maça. İlk yarının sonlarına doğru fener dengeyi kurmaya başlamıştı. Nitekim ilk yarının son dakikasında alex in frikiği direkten döndü. O sırada aramızda konuştuklarımız ise alex bunu atar değil de rüştü bu golü yer idi. Direk izin vermedi İlk yarı böyle bitti. Beşiktaş kazanmayı daha çok istiyordu her halinden belliydi. 2. yarı başladı ve Beşiktaş bu isteği daha bariz belli etmeye başladı. Önce Fink'in mükemmel golü geldi. Sevinirken tabir-i caizse darmaduman olmuştuk. Tam kendimize geliyorduk ki Bobo'nun mükemmel golü geldi. O an tribünü görmeliydiniz işte. Uzun zamandır İnönü'de feneri yenememiş olmanın verdiği hırs ile uçuyorduk adeta. Biz bile ne olduğunu anlayamadan 2-0 oluvermişti maç. Tribünler bugünü bekliyordu. Makara yapmaya başladı tribün. Yine aramızda konuştuğumuz ise makaranın çok erken olduğuydu. Beşiktaş için bağırmak lazımdı. Ama o sevinç ile ne mümkün. Sonra k.k(23) kırmızı kart görünce içimizin yağları eridi(ki bu konuya sonradan değineceğim.) makaranın dibine vurmuştuk. Her pastan sonra oley çekiyorduk ki asrın makarası gerçekleşti. Oley çekerken gol oldu. Bir görseydiniz o tribünü. Herkesin yüzü gülüyor. Piyango çıksa bu kadar mutlu olamazdık emin olun. Maç bittiğinde esas makara başladı. Fenerliler hayatları boyunca unutamayacakları sahneler gördüler. Umarız yaşı GENÇ olanlar bundan etkilenmezler..
Sonuç olarak kimsenin beklemediği bir galibiyet aldık ve liderle 4 puan fark kaldı. Şampiyonluk yarışında ben de varım dedi Beşiktaş. Daha önceki yazılarımda Beşiktaş'ın artık futbol oynaması gerektiğini dile getirmiştim ve oynadılar. Gerçek anlamda çok iyi bir futbol ortaya koydular ve bizim de desteğimizle 3-0 gibi net bir skorla feneri devirdik ve son 7 maçımızı da kazanmış olduk. (her ne kadar medya bu konuyla çok fazla ilgilenmese de..) Böyle devam ederiz inşallah. Eğer böyle devam edersek ligin sonlarına doğru "Şampiyonluk çok yakın Saldır BEŞİKTAŞ!" seslerini duyarız.
Son olarak k.k(23) , senin haddine mi düşmüş Beşiktaş'ın yazılışını değiştirmeye çalışmak. Ha ille değiştirmek istiyorsan BEŞİKTAŞ sana bi ders vermiş olmalı. Artık 3jk yazarsın anıların canlanır. Hayırlı olsun.
ASLA PES ETME ! SALDIR BEŞİKTAŞ !

17 Kasım 2009 Salı

Rezilliklerin Sonu Gelmiyor..

106 yıllık bir camiadan insan güzel şeyler bekliyor, iyi örnek olsun ya da en azından düzgün bir sistemi olsun istiyor. Ama gün geçmiyor ki insanı utandıran yeni yeni şeyler görmeyelim. Artık bunların açıklaması nasıl yapılır nasıl yapılmalıdır bilemiyor insan. İşte birkaç örnek:

Derbi Maç Öncesi Önemli Uyarı
17.11.2009 13:04

Cumartesi günü oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe derbi mücadelesinde kimlik kontrolü yapılacaktır.

Karşılaşma öncesinde stadyuma girmek isteyenler güvenlik güçleri ve özel güvenlik elemanları tarafından üst aramalarının yanı sıra kimlik kontrolünden de geçirilecektir.

Güvenlik önlemleri çerçevesinde BJK İnönü Stadı'ndaki karşılaşmayı izlemeye gelecek kişilerin kimliklerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Kimlik belgeleri yanlarında olmayan kişiler stadyuma alınmayacaktır.


Yukarıdaki metin Beşiktaş Jimnastik Kulübü resmi sitesinden alınma bir metin. Düşünün ki o kadar büyük hezeyan içinde bir başkan var ve bu başkan 5.5 yılda yaptığı hatalar yetmezmiş ki şimdi de kendisine en büyük gücü veren taraftarını hedef almakta artık. Daha taraftarın özellikle tribüne sokulan adamlarca dövülmesinin üstündeki gizem perdesi açılmamışken bir de temizlik safsatası başlıyor. Yine aynı başkan veya başkandan çok başkancı olan işbilmez yöneticiler Akatlar'a başkanı koruyan taraftarı hedef alan pankartlar astırıyorlar ve pankartları 20 polisle koruyorlar birşey olmasın diye. Tabi bu muhteşem yöneticilerin o salonda muhteşem işler yapan takımın maaşlarını ödeme derdi yok. Kendisi Tabata'ya verilen 8 milyon euro'yu cebinden vereceğini iddia ederken tüm maliyeti 3-4 milyon olan basketbol takımının aylık masraflarını karşılamaktan aciz.

Beşiktaş'ın son resmi açıklamalara göre toplam borcu 181 milyon tl. 2004 Mayıs ayında devralınırken 17 milyon dolar borcu vardı bu takımın. Günümüz kuruna göre hesaplarsak yaklaşık 25 26 milyon tl gibi bir para yapar. Yani 5.5 yıl içinde kulübün borcu 165 milyon tl artmış. Kesin rakamları bilmiyorum biraz araştırsak bulunur elbet ama çıkabilecek sonuc beni korkuttuğun kabaca matematik hesabı yapasım var. Ortalama 60 milyon tl bütçesi olsa bu takımın 5.5 yıllık geliri 330 milyon tl yapar kaldı ki üstüne bir de 165 milyonluk ekstrası var. Bu da demek oluyor ki 5.5 yılın bize masrafı tam 500 milyon tl olmuş. Sonucunda da elimizde olan 1 şampiyonluk ve 3 Türkiye kupası.. Biraz fazla maliyetli oluyor sanki haksız mıyım?


Bakalım sonumuz ne olacak çok merak ediyorum..

16 Kasım 2009 Pazartesi

Türkiye Kupası Kuraları Çekildi

Bir Türkiye kupası rüyası daha başladı. Kuralar çekildi. Her takım kendi içinde durum değerlendirmesi yapmaya başladı. Gruplara bir bakalım :

(A) Grubu:
Fenerbahçe, Eskişehirspor, Antalyaspor, Altay, Tokatspor
(B) Grubu:
Denizli Belediyespor, Trabzonspor, Galatasaray, Ankaragücü, Orduspor
(C) Grubu:
Giresunspor, Tarsus İdmanyurdu, Sivasspor, Bursaspor, Denizlispor
(D) Grubu:
Beşiktaş,Manisaspor, Kasımpaşa, Konya Şekerspor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor

Grubumuza baktığımız zaman çok zorlanmayacağız gibi duruyor. Bizim için herşey güzel. Diğer gruplarda dengeli sayılabilir.

Fakat;

Bu grupların ne anlamı var? 2.lig takımlarının kupada ilerlemesine mani olan bir sistem yok mu? Güç farkı sizce de aşırı değil mi? Gruplardan kimlerin çıkacağı aşağı yukarı belli. Örneğin; Trabzon ve Galatasarayın olduğu bir grupta Denizli Belediyespor'un şansı nedir?
Bu sistem büyük olarak nitelenen takımları finale iten bir sistem değildir de nedir? Türkiye kupası hangi kupa gibi gösterilmeye çalışılıyor? Avrupa ligi ? Şampiyonlar Ligi?
Tek maç üstünden oynansa maçlar , Sürpriz sonuçlar alınsa daha heyecanlı bir kupa olmaz mıydı? Bu sistemde bir maç kaybedilse bile telafisi çok. Bu yüzden büyük takımlar bu maçları ne kadar önemseyecektir? Telafisi olmayan bir sistem olsa daha önemsenen ve daha heyecanlı maçlar yaşanmaz mıydı? Örneğin; FA cup.. 100 yılı aşkın süredir aynı heyecanla düzenleniyor. Bunu sizlerin fikirlerine bırakıyorum, ki bunun üzerinde düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunların hepsini bir yana bırakıp takımımızla ilgili olarak konuşacak olursak ; girdiği her organizasyonda şampiyonluk parolası olması gereken takımımız bu kupayı geçen yılki gibi müzesine götürmek için emek verecektir. Biz de yine takımımızın yanında olacağız.

Başarılar BEŞİKTAŞ !

10 Kasım 2009 Salı

10 Kasım

Bugün 10 Kasım.. Söylenecek fazla bir şey yok. Saat 9.05'te tüm Türkiye bir kez daha hüzne boğuldu. 71 yıl oldu , dile kolay tam 71 yıl.. ATA'mızın özlemiyle geçen 71 yıl.. Hala ilk günkü gibi taze acımız.. ve ATA'mızın izindeyiz !



Cumhuriyet'inin yılmaz bekçileriyiz !

8 Kasım 2009 Pazar

Geçmiş Zaman Olur ki..


İnsan şu resmen bakınca özleyecek o kadar çok şey buluyor ki..

(Orijinal hali için resme tıklamaktan çekinmeyin.. )

3 Kasım 2009 Salı

Olmadı..

Yeşerircesine umutlar demiştik ilk puanımızı aldığımızda. Kötü de olsak kazanıyorduk ekim ayında. Kasım başlar başlamaz sona erdi. Umarım böyle devam etmez. Galibiyet bekliyorduk wolfsburg maçından, olmadı. Yeşermeye yüz tutan umutlarımız başka baharlara kaldı. Artık tek şansımız wolfsburg'un Cska'yı yenmesini beklemek ve Cska'yı içerde yenerek Avrupa ligine gidebilmek. Olur mu? Belki.. Olsa ne olur? Bilinmez..

Sezon başında kaliteli bir kadromuz olduğuna inanıyordum. Türkiye için belki yeterli olabilir ki bu da tartışılır , ama Şampiyonlar Ligi için yeterli olmadığını gördük. Bunda en büyük hata sezon başlarken hala şehir şehir gezip şampiyonluk kutlayan yöneticilerimizde ve ha devam ederim ha bırakırım derken takımı bilinmezlere sürükleyen hocamızda. Bir türlü form tutamayan futbolcularımız da yok değil. ama ne yapalım , üstlerinde o Şanlı forma olduktan sonra var gücümüzle yanlarında olacağız yine.

Maç koptuktan sonra tribünler yine istifa sesleriyle yankılandı. Tüm camia içten içe gözünü Ocak ayına çevirdi. Zaman neler gösterecek hep birlikte göreceğiz.

Sonuç olarak , Şampiyonlar Ligi hayalimize elveda dedik. Sağlık olsun. Takımımızın artık kendine gelmesi ve artık FUTBOL oynaması dileğiyle..

2 Kasım 2009 Pazartesi

Kitap Fuarı 2009.. Sen de Sağol Fırat'cım :)

Başlamasıyla birlikte adeta İstanbul'a kışı getirdi kitap fuarı. Çok yağışlı ve soğuk bir günde başlamasına rağmen oldukça ilgi vardı. Sanırım hem yayınevleri hem de yazarlar durumdan memnun olmuşlardır. İnsanların ellerindeki poşetler de alışveriş yaptıklarının bir göstergesiydi.


İlk günün en büyük yıldızı kesinlikle Uykusuz olmuştur sanırım. Saatler sürecek bir sıraya rağmen insanlar hiç şikayet etmeden beklediler. Zaten 1.salon bomboştu ve tamamen uykusuz imza gününe ayrılmıştı. Domuz gribi etkisinden olsa gerek insanlarla yakın temastan kaçınsalar da kimseyi kırmadan üzmeden herkesin posterini, kitabını, eşyasını imzalarla donattılar. Ben de aradan bir Fırat Budacı kitabı ve imzası çıkardım.


Günün 2.kazananı sanırım Elif Şafak olmalı. Uykusuz gibi özel bir kısım olmasa da standını doldurup taşırmış ve salonun merkezi sayılabilecek bir noktada trafiği de olumsuz etkilemişti. Kuyruktakilerin çoğunun kadın olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım :). Ayrıca yaş ortalaması olarak da tahminimden daha düşük bir kitle vardı.




Bana göre günün en önemli ama öneminin yanında en az ilgi göreni Adam Fawer olmuştur. Yazdığı kitaplarla Türkiye'de çok beğenilse de hatta Empati kitabı yurtdışında yayınlanmadan Türkiye'de yayına çıkmış olsa da ilgi beklenen boyutta olmadı. Sanırım iletişim kuramama engeli insanları ürkütmüş. Yayınevi de önlemini almıştı ve yanında bir görevliyle oturmuştu Adam Fawer ve görevli imza isteyenlerin ismini yazarken kendisi de imza atıyordu. Belki bu düzeni de beğenmemiş olabilirler.


Kitapseverler için güzel ve tatminkar bir fuar olacaktır eminim. Fırsatı olan, kitap okumayı sevenler indirimli kitap fırsatlarını kaçırmasınlar derim ben..