Serdar Bilgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serdar Bilgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2009 Perşembe

Beşiktaş Sahipsiz Değil


Salı günü tüm haber sitelerine bir haber düştü, Beşiktaş'ın camia ve tüm Türkiye tarafından saygı gören isimleri Rahmi Koç önderliğinde Beşiktaş'ın mevcut durumu hakkında bir toplantı yapacaklarmış, ilk başta yalan haber gibi gözükse de, hiçbir yalanlama gelmeyince toplantının da gerçekten gerçekleşeceği belli oldu.

İlk önce toplantıda bulunacağı basına yansıyan isimlere bir bakalım Onursal Başkanı Süleyman Seba, Tuncay Özilhan, Serdar Bilgili, Hasan Arat, Hüsnü Güreli, Yalçın Sabancı, Nevzat Demir, Affan Keçeci, Fikret Orman, Ömer Sabancı, Mehmet Kazancı, Erol Kaynar, Hikmet Çetin ve Zafer Yıldırım.....


Hani Beşiktaş'da potansiyel başkan adayları saysak şu listede olmayan kimseyi sayamayız gibi. Hepsi Beşiktaş için çok önemli isimler.

Ama benim asıl dikkatimi çeken isim, hakkında eleştiri yapılan her platformda savunmaya çalıştığım, Beşiktaş'a çok iyi hizmetleri olduğunu düşündüğüm Serdar Bilgili, hani 100. yılda şampiyonluk yaşadığımız sıradaki başkanımız, stadımızı büyüten, akatlar'a Türkiye'nin en güzel spor salonunu ''tamamen'' Beşiktaş'ın imkanlarıyla yapan başkan. O salonun ismini üç kuruşa ''cola turka'' yapan Yıldırım Demirören'den önceki başkan.

Şimdi bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim, dedikodu şu; güya Türkiye'nin en yürekten seven taraftarına sahip Beşiktaş'ın başkanı Serdar Bilgili 101. yılda akaretlerde yakın zamanda tamamlanan otel ve diğer binaların restorasyonun izni karşılığında, şampiyonluğun fenerbahçe'ye verilmesine aracı olmuş, daha amiyena şekilde ''satmış''. Beşiktaş başkanlığının ve ''satmak'' kelimesinin aynı cümlede geçmesi bile okurken sizlerin de tüylerini diken diken etmiştir eminim.

Bu dedikodu bu kadar ayyuka çıkmışken, benim gibi sıradan (aslında çok da sıradan değil, toplantının yapılmasında benim de payım var) bir Beşiktaş taraftarının bile kulağına geldiyse, bu toplantıdaki benden çok çok daha fazla çevresi olan Beşiktaş sevdalılarının kulağına gitmemiş midir? Eminim gitmiştir. Bu dedikoduları duyunca hepsi kendi imkanlarıyla gereken araştırmaları yapmamış mıdır? Eminim yapmışlardır.

Güya Beşiktaş'ın şampiyonluğunu ''satan'' adamın bu toplantıda ne işi olurdu gerçekten böyle birşey yapsa? Süleyman Seba, Rahmi Koç ve diğer tüm katılımcılar bu adamla aynı ortamda bulunmayı bırak, isimlerinin yanyana anılmasına izin verirler miydi?

Biraz daha objektif bakarsanız bu olaya, aslı astarı olmayan, bir Beşiktaş Başkanına edilebilecek en büyük hakaret olduğunu siz de görürsünüz.

Bir çift laf da Tuğrul Yenidoğan'a söylemek istiyorum, her ortamda, her yazınızda 101. yıldaki dönen dolaplarla ilgili çok gizli şeyler bildiğinizi, eğer açıklamak zorunda kalırsanız Beşiktaş'ın küme düşürüleceğini iddaa ediyorsunuz. Ya açıklayın, ya susun herkesi töhmet altında bırakmayın.

101. yılda Beşiktaş'ın çalınan şampiyonluğu rahmetli federasyon başkanı Hasan Doğan'ın söylediği gibi çok büyük bir operasyonun sonucudur. Ve bu operasyonda başta Haluk Ulusoy, haliyle Aziz Yıldırım, MHK'nın her kademesinin parmağı vardır.

Bu kadar komplo teorisi meraklısı olan arkadaşlara da düşünmeleri için bir teoride ben uydurayım. Haluk Ulusoy, Yıldırım Demirören ve Kıvanç Oktay'ın akraba olduğunu biliyorsunuz herhalde. Peki 101. yılda Beşiktaş dört nala şampiyonluğa koşarken Y.D. ve K.O.'nun devre arasından birkaç hafta önce istifa ettiğini, Serdar Bilgili'nin istifa etmesine kadar uzanan sürecin başlamasına neden olan hakem hatalarının da bu iki istifadan yaklaşık 1,5 ay sonra başladığını da biliyor musunuz?

Bu arada toplantıya dönecek olursak, bir darbe girişimi değil de, Yıldırım Demirören'e bu kulüp senin değil, yaptıklarını izliyoruz mesajı vermek olduğunu düşünüyorum. Hee... bir de bu toplantıdan 2010'a başkan adayı çıkartabilirlerse ne mutlu bize. Hatta bu isim Rahmi Koç veya Hikmet Çetin olursa tadından yenmez.

3 Şubat 2009 Salı

Ne Yazacağım Ben Buraya

Bu blog yazma fikri her zaman çok cazip gelmişti bana hatta Dex'i de oldukça teşvik de etmiştim bu konuda, kafamda yazabileceğimi düşündüğüm onlarca şey vardı.
Sonra 10 gün kadar önce pat diye bu blogu açtık ve bana bir haller oldu. Dex, V ve Chrysaor patır patır yazılırı döşerken ben öyle kala kaldım.
Sanırım bir anda ''benim de yazmam gerek'' kafasına girdiğim için böyle oldu. Dex'in bir lafıyla bu iş benim için bir göreve dönüşmütü sanki; ''hemen hemen hergün bişeyler yazmalıyız''

İlk önce, Beşiktaş'ın 101. yıldaki şampiyonluğu içeriden oynanan oyunlarla kaybettiği yönündeki iddaaları çürüteyim dedim, başladım önce ondan sonra devam edemedim.
Halbuki kafamda yazının şablonunu da komple oturtmuştum ana tema Serdar Bilgili'nin şampiyonuluğu satmadığı üzerine olacaktı. Çünkü Çok kişinin haberi olması gerekirdi böyle birşeyden sonuçta Bilgili sahada değildi. E haliyle çok kişinin bildiği şey de, elbet bu işe izin vermeyecek gönülden Beşiktaşlıların kulağına giderdi. Zaten Bilgili böyle de bir riske giremezdi, vatan hainliğinden beter birşey çünkü. Üstüne üstlük ben zaten inanmıyorum öyle birşey yapacağına.


Ondan sonra, madem böyle ciddi birşey üzerine girmekten vazgeçtim, daha lüzumsuz bir konu üzerine yazayım dedim ''FRINGE''....

Yayınlanmadan uzun süre önce haberim olmuştu dizinin varlığından, JJ. Abrams'ı da duyunca baya da heveslenmiştim, Lost'un gelişine de çok vardu, ilaç olacaktı bu dizi. Ama olmadı hiçbir derde deva olmadı. X-Files izlerim daha iyi dedirtti bana ilk bölümlerde en azından ''ahde vefa'' olurdu. Dizide Agent Dunham dışında diziyi alıp götürecek tek bir karakter dahi yok (belki biraz çatlak profesör Dr. Bishop). Dowson's Creek'den hatırladığımız Joshua Jackson'ın hiçbir vasfı yok dizide, yan rol bile diyemeyiz her bölüm gözüken bir figüran sadece. Üstüne üstlük dizide doğru dürüst devam eden bir senaryoda yok, bişeyler yapmaya çalışmışlar ama tam olmamış, her bölüm bir olay çözüyorlar tamam işte 40 dakika geçiyor öyle. Ama sonradan öğrendim Lost gibi her bölüm izlemen gereken bir dizi yapmamışlar amaç buymuş zaten.
Nedense bu konu hakkında da biraz yazdıktan sonra bunu da sildim. Kimseye birşey katacağını düşünmedim o an, bir fark yaratamamıştım diziyi yorumlarken.



Son olarak gece tam yatıyordum, Film Ekimi'nde izlediğim Vicky Cristina Barcelona düştü aklıma. Bu olur valla dedim. Yönetmen Woody Allen, oyuncular 10 numara, mekan Barcelona, bir de beni etkilemişti film baya. Hatta aklıma bir şaka bile gelmişti; ''Juan Antonio Gonzalo (Javier Bardem)'le aramda film boyunca bir benzerlik bulmaya kıçımı yırttım, ama hiçbir şey bulamadım'' diyecektim, ne de olsa adamın bir eli yağda, bir eli baldaydı.

Başladım yazmaya, baktım bu da filmi anlatmaktan öteye gitmiyor, yazı kokoca bir spoiler olup çıkıyor pat diye onu da sildim.

Fena halde kitlenmiş durumdayım arkadaşlar, yazamıyorum......